Alıntıdır / 2018-11-14

Koku Kirliliği ile İlgili Yasal Düzenleme
Kokulu birleşikler ve onların oluşturmuş olduğu koku problemi, hava kirliliği şikâyetlerinin en önemli sebeplerinden biridir. Koku kirliliğinin endüstriyel, tarımsal ve kentsel faaliyetler gibi birçok kaynağı vardır. Gelişen teknolojik faaliyetler ve artan üretim ihtiyacı dolayısıyla koku emisyonları hızla artan bir grafik çizmekte ve koku ile ilgili şikâyetler hızla artmaktadır. Birçok ülke koku emisyonlarının kontrolü ile ilgili yasal düzenlemeleri son dönemde artan sınırlamalar ile birlikte yürürlüğe koymaktadır. Hava kirliliği üzerine oluşturulmuş yasalar toz, asit gazları, uçucu organik maddeler gibi bir çok tip hava kirletici parametreyi içermektedirler. Fakat, koku ile ilgili yasalar koku dağılım modellerini, koku kaynaklarının tespitini, dış alan koku gözlemlenmesini, koku kontrol prosedürlerini de içermelidir. Farklı ülkelerin uygulamalarına bakıldığında, koku kontrolü ile ilgili çalışmalarda öncelikle bölgesel düzenlemelere gidildiği görülmektedir. Ancak endüstriyel faaliyetlerin artış göstermesiyle birlikte koku problemlerinin de artması, ülkelerin koku kirliliğini bölgesel bir sorun olarak görmekten vazgeçip ulusal ölçekte yasal düzenlemeler oluşturmalarına sebep olmuştur. Koku, birçok ülkenin yasal düzenlemeleri kapsamında birbirinden oldukça farklı şekillerde tanımlanmıştır. Kokunun kirletici bir madde, ya da atık olarak belirtildiği farklı yasalar mevcuttur. Bazı ülkelerin yasalarında ise koku, kokunun yaratmış olduğu etkiler esas alınarak farklı yasal çerçevelerde incelenmiş ve çeşitli parametreler ile sınırlandırılmak istenmiştir.
Türkiye’de 1986 yılında Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği ve o tarihten bu yana getirilen yasal düzenlemeler ile hava kirliliğinin kontrol altına alınması için çalışılmaktadır. Bu yönetmelik ile insan ve çevre sağlığına zarar veren kirleticilerin sanayi tesislerinden gerçekleşen salınımlarına sınırlamalar getirilmekte ve çevre havası kalitesinin korunması için alıcı ortam kirletici sınır değerleri belirtilmektedir. Bu yönetmelik içerisinde koku kirliliği hakkında özel bir sınırlama getirilmediğinden kokulu madde emisyonu olan endüstriyel tesislerin sebep oldukları rahatsızlığı ortadan kaldırmak için bu yönetmelik kapsamında bir yaptırım söz konusu olmamaktadır. Aynı şekilde; 3/7/2009 tarihli ve 27277 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ile koku oluşmasına sebep olan spesifik tesislerden salınan spesifik bileşiklere sınır değerler getirilmiş ancak oluşturdukları koku
rahatsızlığını ortaya koyacak bir düzenleme yapılmamıştır. Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği Ek-1 (Emisyon İznine Tabi Tesisler İçin Esaslar ve Sınır Değerler)’de yer alan İnorganik ve Organik Buhar ve Gaz Emisyonları sınır değerleri aşağıda verilmiştir.

  •  I'inci sınıfa giren organik bileşikler (0,1 kg/saat ve üzerindeki emisyon debileri için): 20 mg/Nm3
  • II'nci sınıfa giren organik bileşikler (3 kg/saat ve üzerindeki emisyon debileri için): 150 mg/Nm3
  • III'üncü sınıfa giren organik bileşikler (6 kg/saat ve üzerindeki emisyon debileri için): 300 mg/Nm3

Gıda fermantasyon prosesinde ortaya çıkan ve koku kirliliğine sebep olan birincil bileşik etanol, III. sınıfa dahil edilmiştir. Etanolden sonra ikincil olarak gözlenen kokulu bileşikler asetaldehit ve aseton ise sırasıyla II. ve III. sınıf bileşikler olarak sınıflandırılmıştır. Yine aynı yönetmeliğin ekinde; I’inci, II’nci ve III’üncü olarak sınıflandırılan, atık gazlarda bulunan organik bileşiklerin buhar ve gaz biçimindeki emisyonlarının veya aynı sınıftan birden fazla bileşik bulunsa dahi bunların toplam emisyonlarının yukarıda verilen değerleri aşmaması gerektiği belirtilmiştir.
Endüstriyel faaliyetlerin yaygınlaşması, endüstri bölgelerinin göç alması sebebiyle bu bölgelerdeki nüfus artışı ve toplumun artan refah seviyesi, endüstrilerden kaynaklanan kokulu madde emisyonlarından duyulan rahatsızlığı ve bu konuda yetkili kurumlara yapılan şikâyetleri artırmıştır. Yapılan şikâyetlere, geçerli yönetmeliklerin ilgili standartları ve koku ölçüm metotlarını içermemesi sebebiyle cevap verilemediğinden koku kirliliğinin kontrol altına alınması amacıyla yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu gerekçeyle hazırlanan Koku Oluşturan Emisyonların Kontrolü Hakkında Yönetmelik, 19.07.2013 tarih ve 28712 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik, koku şikâyetine neden olan faaliyetlerden ileri gelen koku sorunlarının belirlenmesi ve çözümü ile ilgili işlemleri ve yaptırımları kapsar.
Bu yönetmelik gereğince koku probleminin oluştuğu bölgelerde olfaktometrik ölçümler yapılarak koku probleminin çözümü sağlanmaktadır. Dış ortam havasında yapılan koku ölçümleri ile tespit edilen koku seviyeleri esas alınarak belirlenen koku emisyon yoğunlukları, bu yönetmelikte belirtilen sınır değerlerin üzerine çıktığında veya koku emisyonlarının önlenmesine ilişkin tedbirlerin alınmaması durumunda ilgili tesise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından idari yaptırımlar uygulanır (KOEKHY 2013). Yönetmelik kapsamında belirtilen koku sınır değerleri; dış ortamdaki koku sınır değerleri ve emisyon sınır değerleri olmak üzere iki farklı kategoride sınırlama getirmektedir.
Dış ortamdaki koku sınır değerleri, koku emisyonunun belirlenmesinde referans olarak kullanılan dış ortam havası için bir sınırlama getirmektedir. Kokunun yoğun hissedildiği ayları kapsayacak şekilde en az üç ay süreli olarak yapılan alan çalışması sonunda bulunan toplam Kokulu Saat Yüzdesi, yerleşim alanlarında %15’i ve sanayi bölgelerinde %20’yi aşmıyorsa, dış ortamdaki koku sınırının sağlandığı kabul edilir. Kokunun hedonik tonu da değerlendirmeye katıldığında, hedonik tonu olumlu veya iyi olan kokular için, tespit edilen sınır değerler iki ile çarpılarak kullanılır.
Emisyon sınır değerleri, endüstriyel bir tesisten kaynaklanan kokulu madde emisyonlarını kontrol altında tutmak için belirlenmiştir. Bir tesisin tam kapasite ile çalıştığı koşullarda, koku emisyonuna neden olan kaynaktan değişik zamanlarda, gün ve saatlerde alınan ve tesisin koku emisyonunu temsil eden en az üç kokulu gaz örneğinin olfaktometrik olarak ölçülmüş koku konsantrasyonlarının geometrik ortalaması;
a) 1000 KB/m3 veya daha az ise, tesiste kaynakta koku giderimi konusunda herhangi bir işlem yapılmaz.
b) 1000-10.000 KB/m3 aralığında ise, çevrede koku şikâyetinin olup olmadığı gözetilerek dış ortam havasında koku ölçümlerinin yaptırılmasına yetkili merci tarafından karar verilir.
c) 10.000 KB/m3 den büyük ise, bu durumda yetkili merci tesiste, kaynakta koku önleme tekniklerinin ve yöntemlerinin kullanılmasına karar verir.
Kümesler, ahırlar ve kesimhaneler, hayvan yağlarının eritildiği tesisler, et ve balık ürünlerinin tütsülendiği tesisler ve gübre (tezek) kurutma tesisleri gibi faaliyetlerin koku probleminin önlenmesinde Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği aşağıdaki yer alan  hükümler geçerlidir.

  • Koku Kirliliğinin Kontrol Yöntemleri

Koku kirliliğinin tespit edilmesi ve boyutlarının belirlenmesinin ardından kirliliğin kontrolü problemi ortaya çıkmaktadır. Koku kirleticilerinin giderimi konusunda geçmişten bu yana farklı teknolojilere sahip yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemler, fizikokimyasal ve biyolojik prosesler olmak üzere temelde iki gruba ayrılmaktadır Fizikokimyasal yöntemler; adsorpsiyon, absorpsiyon, yoğuşma, kimyasal yıkayıcılar, termal oksidasyon, katalitik oksidasyon ve ozonlama sistemleri olmak üzere farklı teknolojilere sahip prosesleri içermektedir. Biyolojik yöntemler ise kirleticilerin mikrobiyal faaliyetlerle giderilmesi temeline dayanan biyofiltreler, biyoyıkayıcılar, biyodamlatmalı filtreler, aktif çamur difüzyon sistemleri ve memban biyoreaktör alt gruplarına ayrılmaktadır. Etkin bir kirlilik giderimi sağlayabilmek amacıyla kirletici emisyon karakteristiğine dikkat edilmesi gerekmektedir. Atıkgaz debisi, kirletici konsantrasyonu, kirleticilerin sudaki çözünürlükleri ve biyobozunabilirlikleri gibi özelliklere dikkat edilerek uygun kontrol yöntemi seçilmelidir.